İbadet Hayatı

sefadmin
Ağustos 12, 2017

ÜNİTE:2

İBADET HAYATI

İslam 4 ana bölümden oluşur:,

1- İnanç

2- İbadet

3- Muamelat

İbadet Allah’ı bilmenin, O’nun emirlerine uymanın somut göstergesidir. Namaz vakitleri güneş ve dünyanın hareketlerine göre belirlenir.

  • Sabah Namazının vakti; ikinci fecrin doğuşuna kadar geçen süredir.
  • Yatsı Namazı; Şafağın kaybolmasından ikinci fecrin doğuşuna kadar eda edilebilir.

Ebu Hanife’ye göre şafak; güneş battıktan sonra ufukta kızartı sonrası oluşan beyazlıktır.

Fıkıh Âlimlerinin çoğuna göre şafak; güneş battıktan sonra ufukta oluşan kızartıdır.

23-27 Haziran 1980’de Brüksel’de vakitler konusunda I. Avrupa semineri düzenlenmiş.

Dünya üzerinde namaz vakitlerinin oluşmadığı bölgeler iki kısımda incelenmiş.

1- Şafakla fevcir arasında çok kısa bir zaman bulunan bölgeler

2- Uzun süre sadece gece ve gündüz olan bölgeler.

Kısa süreli bölgelerle ilgili iki  görüş vardır:

1- Bu bölgede yaşayanlardan yatsı namazının sorumluluğu düşer.

Gerekçe: Vakit, namazla sorumlu olmanın gerçek sebebidir. Sebep yoksa sorumlulukta yoktur.

2- Kendilerine en yakın bölgenin namaz vakitlerine uyarak namazlarını kılmalarıdır.

Gerekçe: Vakti namazla sorumlu olmanın şartı kabul ederler. Namazla yükümlü olmayı gerektiren asıl sebep “ilahi hitap” yani Allah’ın “namaz kılın” emridir.

 

45 – 65 enlemleri arasında yaşayanların gündüz namazlarını normal vakitlerinde kılmaları gerekir.

Kısa süreli bölgelerde; güneşin batışı ile doğuşu arasındaki süre gece kabul edilir. Bu süre 3’e bölünür. İlk üçte birlik kısmın sonu yatsı namazının başlangıcı sayılır.

Uzun süreli bölgeler: 66 enleminden itabaren sadece yatsı ve imsak vakitleri değil, diğer namazların vakitleri de oluşmamaktadır.

Bu konuda iki görüş vardır:

1- Bu bölgede yaşayanlardan namaz sorumluluğu düşer.

Gerekçe: Namazın şartlarından olan vakit gerçekleşmediğinden, bu bölgede yaşayanlar namazla sorumlu olmazlar

2- Bu bölgelerde takdir yöntemi uygulanır.

Gerekçe: Peygamber’den gelen bir rivayet.

 

Takdir: Hakiki namaz vaktinin gerçekleşmediği ya da yatsı namazının çok geç oluştuğu yerlerde namaz vaaktinin güneşin doğuşu ve batışı dışında farklı yöntemlerle belirlenmesi.

Kutup bölgelerinde imsak vakti; güneşin batışı ile doğuşu arasındaki sürenin 2/3 si güneşin batışına eklenerek hesaplanır.

Gecenin oluşmadığı yerlerde; güneşin batışından 1 saat sonra ‘yatsı vakti’ 2 saat sonra da imsak vakti başlaması uygun görülür.

Ru’yet-i hilal: Kameri ayların başlangıcında, hilâlin görülmesi meselesini ifade etmek için kullanılır.

Kameri ayın ilk ve son üç gününde görülen aya hilâl, diğer dönemlerde görülene ise kamer denir. Hilâlin güneş battıktan sonra görülmesine itibar edilir.

Ebû Hanife ve İmam Muhammed’e göre, zavâl (öğle) vaktinden önce veya sonra görülen hilâl, ayın başlamış olduğuna işaret değildir. Gündüz görünen hilâl, bir sonraki güne aittir.

Ebu Yusuf zevalden önce görülen hilal konusunda aynı fikri paylaşmaz. Bir önceki güne ait olduğunu söyler. Zevalden sonraki hilal sonraki güne aittir görüşüne katılır.

İmam Malik, Şafii ve Ahmet B. Hanbel; kameri ayların başlangıcını tespitte sadece gece görülen hilale itibar edileceğini dile getirirler. Hava bulutlu olduğu için hilal görünmüyorsa şaban ve ramazanları 30’a tamamlanır. Hava kapalıysa bir müslümanın şahitliğiyle oruca başlanır. Ramazan dışındaki ayların tespitinde en az iki kişinin şahitliği gerekir.

İhtilafül metali : Dünyanın yuvarlak oluşundan dolayı bir yerde görüşen hilal, başka bir yerde görülmeyebilir. Şafiiler namaza kıyas yaparak farklı bir açıdan konuya yaklaşmış. Güneşin hareketlerindeki farklılık orucun farklı günde başlamasına sebeptir.

Müneccim : Yıldızların hareketlerinden sonuç çıkaranlar.

Muvakkıt : Vakitleri tespitle uğraşanlar.

Günümüzde özellikle resmi dini kurumlar, astronomi biliminin verilerinin kameri ayların başlangıç ve bitişini tespitte belirleyici olduğunu düşünür. Ay gözle görülerek tespit edilmelidir diyenlerin delilleri hadisi şeriftir. Astronomi ilminden yararlanılacağını savunanların delili ; oruca başlamada önemli olan hilalin doğduğunu tespit edebilmektir. Görmenin nasıl gerçekleştiği önemli değildir.

İkindi namazını öğle namazı vaktinde kılmaya cem-i takdim veya yatsı namazını akşam namazında kılmaya da cem-i takdim denir.

Öğle namazını geciktirip son vaktinde kılma ve hemen arkasından vakti girmiş bulunan ikindi namazını eda etmeye şekli (suri) cem denir.

Cem konusundaki tartışmanın ana noktalarından biri eda kavramıdır.

Hanefilere göre; arafatta (cemaatle) ve Müzdelife’de cem yapılabilir. Arafat’ta öğle ile ikindi ; cem-i takdim, akşam ile yatsı cem-i tahir şeklinde kılınır. Hanefilere göre haccın dışındaki namazların cem edilmesi caiz değildir. Hanefi dışındaki 3 mezhebe göre yolculuk cem için sebep sayılır.

Malikilere göre; cem için yolculuk yorucu olmalıdır.

Maliki, Şafii, Hanbeli mezhepleri ; yağmuru cem için sebep sayarlar.

Malikiler akşam ile yatsının cemi takdim, Şafiiler öğle ile ikindinin cemi takdim, hanbeliler akşam ve yatsı namazının takdim ve ya tehir şeklinde cem edilebileceğini kabul eder.

Şafiiler hastalığı cem sebebi görmemişlerdir.

Malikiler bir sonraki namaza kadar hastanın durumu kötüleşebilir diye cemi uygun görmüşlerdir.

Hanbelilere göre hastalık cem için sebeptir. Hastalığın sınırlarını oldukça geniş tutmuşlardır.

Namazları cem etmeyi caiz görenlerin delilleri ;

  •  Arafat ve müzdelifede cem etmenin gerekçeleri hac ibadeti dışındaki cemler içinde haklı gerekçedir.
  • Hac dışında da Hz. Peygamberin cem ettiğine işaret eden rivayetler.

Cem etmeyi caiz görmeyenlerin delilleri ;

1- Sözlü rivayet yoktur.

2- Vakit namazla sorumlu olmanın şartıdır.

3- Hz. Peygamberin bir defanın dışında cem etmediğini bildiren rivayetler vardır.

4- Cem ile ilgili rivayetlerde bulunan ibn abbas, Peygamberimiz vefat ettiğinde 13 yaşındaydı.

5- Hz. Ömer özürsüz olarak cem etmeyi büyük günahlardan saymış.

6- Savaşta bile namazın nasıl kılınacağını bidiren ayet vardır. Ama cemi işaret eden ayet yoktur.

Cem etmenin kuralları:

  • Cem etmeye niyet etmek
  • Takdim ceminde önce vakti girmiş olan namaz, daha sonra sünnetleri kılmadan diğer namaz kılınmalı
  • Sabah namazı hiçbir namazla tehir edilemez.
  • Tehir ceminde önce vaktinde kılınmayan namaz, ardından sünnet kılınmadan vakti girmiş namaz kılınır. Şafiilere göre önce vakti giren namaz kılınırsa diğeri eda değil kaza olur.
  • Cem edilecek namazlar için bir ezan iki kamet getirilir.
  • İki namaz arasında uzun fasıla verilmemelidir.

 

Kadınların özel hallerinde oruç tutabileceği görüşü:

  • Farz oluşu ayetle sabittir. Özel hallerinde kadınları oruçtan uzak tutmak ayetle çelişir.
  • Kaza edilmesi orucun adet gören kadından düşmediğini gösterir.
  • Arapça da oruç sıyam demektir. Kendini tutma, engel olma anlamındadır. Yeme içme iradeye bağlıdır ama kanama iradeye bağlı değildir.
  • İslam’ın kolaylık ilkesi de hayızlı kadının oruç tutabileceğine delildir.

Kadınların özel hallerinde oruç tutamayacağı görüşü: Fıkıh kitaplarında ittifakla kabul edilmiştir.

  • Kadınların özel hallerinde oruç tutmaları haramdır.
  • Orucu namaza benzetmişler, her ikisinde de hükmi kirlilikten temizlenmenin şart olduğunu belirtmişler.

Adet kanamasında oruç tutmamanın sıkıntı ile değil, hükmi kirlilikle bağlantısı vardır.

 

Haccın rükünleri: Arefe günü zeval vaktinden sonra Arafat’ta vakfe yapmak, bayram sabahından itibaren hayatın herhangi bir gününde Kabe’yi tavaf etmekten ibarettir. (Ziyaret tavafı)

Kudüm ve veda tavafı: sünnet veya vacip olup, haccın geçerliliğinin ön şartlarından değildir.

Çoğunluk kadınların özel hallerinde ziyaret tavafı yapamayacağı kanaatindedir.

Hanefilerde tavafta abdestli olmak vaciptir. Çoğunluk ise farz olduğunu benimser.

Hanefilerin vacip deme gerekçeleri:

  • “Kabe’yi tavaf etsinler” ayetinde tavaf etsinler ifadesi mutlaktır.
  • Efendimiz “Dikkat edin tavaf namazdır. Ancak tavaf sırasında konuşmak serbesttir.” buyurmuş. Bu sadece benzetmeden barettir.
  • Hz. Aişe hac esnasında adet görmüş. Efendimiz tavaf dışında diğer fiilleri yapabileceğini söyledi.

Bu iki hadis haberi vahid niteliğindedir. Yani tek kişi rivayet etmiştir.

Ravi açısından hadisler:

  • Ahad
  • Mütevatir
  • Meşhur

 

Mütevatir Hadis: Kalabalık bir topluluğun kalabalık bir topluluktan rivayet ettiği hadis.

Meşhur Hadis: Başlangıçta ahad iken, daha sonraki nesillerde tevatur derecesine ulaşan hadis (en az iki ravi nakletmeli)

Hanefilere göre: Haberi vahidlerle ayetin hükmüne ilavede bulunmak mümkün değil. Kadınlar adetken tavaf yaparsa farzı terk etmediklerinden hacları tamam olur. Ancak vacibi terk ettikleri için büyükbaş hayvan kurban kesmeleri gerekir. Temizlikten sonra tavaf yaparlarsa kurban kesmeleri gerekmez.

Hanefilere göre bir mesele Kur’an ve mütevatir sünnetle sabitse hüküm farz. Ahad haberle sabitse vaciptir. Bunu usul kuralı olarak kabul ederler.

Hükmi kirlilikten temizlenmenin farz olduğu görüşü:

  • “Kabe’yi tavaf dışında, hacıların yaptığı bütün amelleri yapabilirsin.” Hadisi.
  • “Tavaf namazdır, Allah burada konuşmayı helal kılmıştır.” Hadisi.
  • Efendimiz’in tavaftan önce abdest aldığına fair hadis.

Bu hadislere dayanarak; tavaf da namaz gibi görüldüğünden hükmi kirlilikten temizlenmeden tavaf yapılamaz.

Maliki, Şafii ve bazı Hanbeli mezhebi alimlerine göre; tavaf esnasında hükmi kirlilikten temizlenmenin farz olması, cünüp ya da adet kanaması geçiren kadınların tavaflarının geçersiz olmasını gerektirir.

Çağdaş fetvalar da İbn Teymiyye ve İbnü’l Kayyim el Cevziyye’nin görüşlerine katılır; Yani tavaf esnasında abdestli olma şartı yoktur. Abdestli olmak müstehaptır. Kabe’ye saygı için cünüp veya hayızlı iken tavafta bulunmamak esastır. Zaruret ve acizlik durumunda yapılabilir.

İbnül Kayyum tavafta hükmi kirlerden temizlenmeyi namazda örtünmeye benzetir. Zaruret  halinde şartın bulunmaması ibadetin geçerliliğine engel değildir.

Çoğunluğun görüşü; adetli kadın tavaf hariç haccın diğer rükünlerini yerine getirebilir. Zaruret durumda tavaflarını da yapabilirler.

Kurban çok yönlü bir ibadettir:

  • Hak ve sorumluluk boyutu
  • Hayvanları ilgilendiren yönü
  • Toplumsal yardımlaşma ve dayanışma yönü
  • Ekonomiye katkıları
  • Kardeşlik ve dayanışma
  • Sosyal dengeyi sağlamada olumlu katkısı

Kurban yerine bedelinin verilmesi görüşünü savunanlar, kurbanın sadaka boyutunu öne çıkarırlar. Gerekçeleri; “Kurbanın uygulama biçimi Müslümanların imajını olumsuz etkiliyor.” Derler.

Vakitle bağlantılı ibadet olan kurbanı, vakti içerisinde kesmeyip bedelini sadaka olarak vermek ya da canlı olarak bağışlamakla sorumluluk düşmez.

Sadaka vermek nafile (tatavvu) bir davranıştır. Kurban ise vacip veya müekked sünnettir.

Fıkıh kitaplarında zebaih denen ve hayvan kesme usullerini anlatan bir bölüm vardır. Bu bölümden sonra kurban bölümü yer alır. Kan akıtmak kurbanın rüknü olarak kabul edilir. İbadet olduğu için şeklini belirleme, uygulamaya dönüştürme yetkisi ve görevi Allah’a ve elçisine aittir.

Hz. Peygamber Hicri 2. yıldan ömrünün sonuna kadar kurban kesmiştir.

  • Amaç; emre itaat,
  • sonuç; fakirlere yardımdır.

Mali ibadetlerin başında zekat gelir. Kur’an’da pek çok ayette namazla birlikte zikredilmiştir. İbadet konuları içinde en fazla tartışma zekat konusundadır.

En fazla tartışma: sınai servet ve üretim araçlarının zekatı, ziynet eşyalarının zekatı, hayır kurumları ve camilere zekat verilmesi.

Bir malın zekata tabi olmasının 2 temel gerekçesi vardır:

  1. Malın asli ihtiyaç dışında olması
  2. Zekata tabi olacak malın nami (artabilen) ve gelir getiren mallardan olması

Makineden değil, makineyi kullanarak elde edilen gelirden zekat alınır.

*Zekat brüt gelirden %5, net gelirden %10 şeklindedir.

*Sanayi gelirlerinden %2,5. Sınai üretim araziden çok ticarete benzer.

Çünkü her ikisi de gelir getirmekte, oluşan gelirden sonra zekata tabi olur.

Fıkıh alimleri, ziynet dışında altının zekata tabi olduğu konusunda görüş birliği içerisindedirler. İster mübadele (değişim) aracı, ister yatırım ve tasarruf için biriktirilsin, zekat verme şartlarını taşıyan altın ve gümüşün zekatı verilmelidir.

  • Maliki, Şafii, Hanbelilere göre ziynet eşyalarından zekat yoktur.
  • Hanefi mezhebine göre 20 misgal (80gr)’e ulaşırsa 1/40  zekat verilir.
  • Şafiilerde 20 misgal x 10 olursa zekat verilir.

Çağdaş yazarlardan Kardavi Fıkhuz Zekat adlı eserinde; çoğunluğun görüşüne göre ziynet eşyalarından zekat verilmeyeceğini dile getirmiş.

Zekatın kimlere verileceği konusu Tevbe 60. Ayette dile getirilir.

Fakirlere, miskinlere, zekat toplama memurlarına, müellefe-i kuluba, kölelere, borçlulara, Allah yolunda çalışanlara, yolculara.

Hanefilere göre zekat olarak verilen malın, zekat alanın mülkiyetine geçmesi gerekir. Buna temlik denir.

Zekat verilenin hakiki şahıs olması ilkedir.

Zekat parası ile; cami, okul, yol ve köprü gibi toplumun ortak malı olan şeyler yapılamaz.

Muhammed Hamidullah ve Muhammed Ebu Zehra kurumlara zekat verilebileceğini dile getirir.

DHBT Sınavı
22.09.2024
0
Gün
0
Saat
0
Dakika
0
Saniye