Peygamberliğine Kadar Hz. Muhammed

sefadmin
Nisan 20, 2016

PEYGAMBERLİĞİNE KADAR Hz. MUHAMMED

Ailesi

Hz. Muhammed (s.a.s.), Mekke’de oturan Kureyş kabilesinin Hâşimoğulları koluna mensuptur. Soyu, Fihr (Kureyş) b. Mâlik yoluyla Hz. İbrahim’in torunlarından Adnân’a kadar uzanır. Babası : Abdullah b. Abdülmuttalib Dedesi : Abdülmuttalib b. Hâşim Büyük dedesi : Hâşim b. Abdümenâf Babaannesi : Fatıma bint Amr’dır.
Hâşimoğullarının atası ve aynı zamanda Hz. Muhammed (s.a.s.)’in büyük dedesi olan Hâşim’in asıl adı Amr idi. Mekke’de kıtlık olduğu bir yılda Suriye’den somun getirip ufalayarak tirit yaptırdığından dolayı kendisine “ufalayan” manasında “Hâşim” denilmiş ve bundan sonra bu isimle anılır olmuştur.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in babası Abdullah, Abdülmuttalib’in oğullarından biriydi. Abdullah’ın başından geçtiği bilinen en önemli olay, babasının onu kurban etmek istemesidir. Şöyle ki; Zemzem kuyusunu kazdığı esnada Abdülmuttalib’in Hâris’ten başka oğlu bulunmuyordu. O nedenle Kureyş kabilesinin önde gelen kişileri tarafından rahatsız edildi. Savunmasız kalması üzerine, kendisini destekleyecek on oğlu olduğu takdirde birisini kurban edeceğine dair adakta bulundu. On oğlu dünyaya gelince bunlardan birini kurban etmeye karar verdi. Kurban adayını belirlemek için çekilen kur’a, başlangıçta Hz. Muhammed (s.a.s.)’in babası Abdullah’a çıktı. Fakat deve sayısı artırılarak çekilen kur’a sonucunda Abdullah’ın yerine yüz deve kurban edildi. Abdullah, kurban edilmek istendiği sırada hayatta olan kardeşlerinin en küçüğü idi.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in amcaları : Hâris, Zübeyr, Ebû Talib, Ebû Leheb, Hamza ve Abbas
Bunlardan Hâris ve Zübeyr, İslâm’dan önce vefat etmiş, diğerleri ise İslâm dönemine yetişmişlerdir. İslâm dönemine yetişenlerden Ebû Leheb ve Ebû Tâlib İslâm’ı kabul etmezken, Hamza ve Abbas Müslüman olmuşlardır. Hâşimoğulları, Abdülmuttalib’in dört oğluna, yani Abbas, Hâris, Ebû Tâlib ve Ebû Leheb’e nisbetle sırasıyla Abbâsîler, Tâlibîler, Hârisîler ve Lehebîlerden oluşmuştur.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in halaları : Âtike, Beyzâ, Ervâ, Berre, Safiye ve Ümeyme
Hz. Peygamber’in Soy Kütüğü Hz. Muhammed (s.a.s.)’in annesi Kureyş kabilesinin Zühreoğulları koluna mensup Âmine bint Vehb’dir. Âmine’nin babası Vehb b. Abdümenâf, kabilesi Zühreoğulları içinde hatırı sayılır bir kimseydi. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in anneannesi ise Kureyş’in Abdüddâroğulları kolundan Berre bint Abdüluzzâ’dır. Dolayısıyla Hz. Muhammed (s.a.s.)’in hem annesi hem babası Kureyş’in seçkin ailelerine mensuptur. Her ikisinin nesebi de Kilâb b. Mürre’de birleşmektedir.
Hz. Peygamber’in annesi Âmine’nin Ailesi Abdullah evlilik çağına geldiğinde babasının girişimi üzerine Âmine bint Vehb ile evlendi. Geleneğe göre evliliğin üç günü Âmine’nin evinde geçti. Abdullah evlendikten birkaç ay sonra yaz ticareti için Suriye’ye gitti. Oradan dönerken uğradığı Yesrib’de babasının dayılarının yanında hastalandı. Bir ay kadar hasta yattıktan sonra vefat etti ve orada defnedildi. Babası öldüğünde Hz. Muhammed (s.a.s.) henüz dünyaya gelmemişti. Abdullah geride miras olarak beş deve, bir koyun sürüsü ve Ümmü Eymen (Bereke) adlı bir cariye bırakmıştı.
2- Doğumu, Çocukluğu ve Gençliği Hz. Muhammed (s.a.s.) 20 Nisan 571 tarihinde Mekke’de Benî Hâşim mahallesinde, babası Abdullah’tan kalan evde dünyaya geldi. Kaynaklarda onun Fil Olayı’nın meydana geldiği yılda, bu olaydan 55 gün sonra ve kamerî aylardan Rebîülevvel’in 12. gecesinde doğduğu kaydedilir.
Doğumdan sonra Hz. Muhammed (s.a.s.)’i üç veya dokuz gün annesi Âmine, daha sonra kısa bir müddet, amcası Ebû Leheb’in câriyesi Süveybe emzirdi. Süveybe ondan önce Hz. Hamza’yı ve daha sonra da Ebû Seleme’yi de emzirdiği için Hz. Muhammed (s.a.s.)’le bu ikisi sütkardeşi olurlar.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in süt ailesi: Süt aile olarak verildiği kabile’nin adı: Sa’d b. Bekir kabilesi fasîh Arapçasıyla ünlüydü. Sütannesi : Halime bint Sütbabası : Hâris b. Abdüluzzâ Sütkardeşleri : Abdullah, Üneyse ve Şeymâ Hz. Peygamber düzgün bir lisana sahip oluşunun, çocukluğunu bu kabile arasında geçirmesine bağlı olduğunu söylemiştir.
Şakkı sadır : Hz. Peygamber’in göğsün yarılması hadisesi
Şerhi sadır : Göğsün açılmasından bahsedilmektedir. İnşirâh Sûresi’nde “Biz senin göğsünü açıp genişletmedik mi?” derken, “şakkı sadır”dan, göğsün yarılmasından değil, “şerhi sadır”dan, yani göğsün açılmasından bahsedilmektedir. Göğsün açılmasından maksat da arayış içinde olan Hz. Peygamber’e hak dinin gösterilmesi, peygamberlik görevini nasıl yerine getireceğine dair endişelerinin, korkularının, Allah tarafından genişlik verilerek giderilmesi, gönlünün arıtılması ve ferahlatılmasıdır. Yani olay maddi değil, manevîdir.
Hz. Muhammed (s.a.s.) altı yaşında iken annesi Âmine, yanına çocuğunu ve cariyesi Ümmü Eymen’i de alarak Medine’ye gitti. Gayesi, doğumdan önce vefat eden kocası Abdullah’ın kabrini ve ailenin dayıları sayılan Adiy b. Neccâroğullarını ziyaret etmekti. Medine’de en-Nâbiğa’nın evinde misafir edildiler. Abdullah’ın mezarı da bu evin avlusunda idi. Burada bir ay kadar kaldıktan sonra Mekke’ye dönerken Âmine, Medine’ye yaklaşık 190 km. uzaklıkta bulunan Ebvâ’da hastalanarak vefat etti ve orada defnedildi. Ümmü Eymen çocuğu Mekke’ye getirerek dedesine teslim etti.
Peygamberimiz annesinin vefatından sonra, sekiz yaşına kadar, iki yıl dedesinin himayesinde kaldı. Bakımını da dadısı Ümmü Eymen yürüttü. Dedesi, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i çok severdi; onsuz sofraya oturup yemek yemezdi.
O sekiz yaşında iken dedesi vefat etti. Abdülmuttalib vefat etmeden önce torununu Ebû Tâlib’e emanet etti. Ebû Tâlib’in hanımı Fâtıma bint Esed
Hz. Peygamberin İncil’de gönderileceği vadedilen peygamber olduğunu söyleyen rahib: Busrâ kasabasında yaşayan Bahîrâ adındaki rahip.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in gençliğinde başından geçen önemli olaylardan birisi de Dördüncü Ficâr Savaşı’na katılmasıdır. İslâm’dan önce Arap kabileleri arasında çeşitli sebeplerle sık sık savaşlar meydana gelirdi. Bunlardan dördü, kötülük yapmanın ve kan dökmenin yasak olduğu haram aylarda yapıldığı için, “Ficâr Savaşları” denilmiştir. Hz. Muhammed (s.a.s.) bu savaşlara iştirak ettiği sırada yirmi yaşında idi. Onun katıldığı bu savaşta Kureyş ve Kinâne kabileleri, Kays Aylân ve müttefikleriyle karşı karşıya gelmişlerdir. Bu savaş Kinane kabilesinden Berrâd b. Kays’ın, Hevâzin kabilesinden Urve b. Utbe’yi bir ticarî rekabet üzerine öldürmesi sonucu, Hevâzin kabilesinin Kureyş ve müttefiklerine saldırıp Harem bölgesine kadar kovalaması üzerine çıkmıştır.
Araplar arasında savunma, himaye veya zulme uğrayanın hakkını zalimden alma gibi amaçlarla ittifak kurulurdu. Bu, anılan maksatlarla iki veya daha fazla kabile, bir kabile ile başka bir kabileye mensup bir şahıs veya iki şahıs arasında yardımlaşmayı ve dayanışmayı temin için gerçekleşebilirdi. “Hilf” (ç. ahlâf) adı verilen bu ittifak ve antlaşmalar, kuruluş amacına veya kuruculara verilen sıfatlara göre Hilfü’l-Fudûl, Hilfü’l-Mutayyebûn, Hilfü’l-Ahlâf gibi adlarla anılırdı.
Hz. Muhammed (s.a.s.), Ficâr Savaşlarından kısa süre sonra Hâşim, Muttalib, Esed, Zühre ve Teymoğullarının ittifakı ile kurulan Hilfü’l-Fudûl Antlaşması’na katılmıştır.
Bu antlaşmanın gerçekleşmesine Hz. Muhammed (s.a.s.)’in amcası Zübeyr teşebbüs etmiştir. Teym kabilesi ileri gelenlerinden Abdullah b. Cüd’ân’ın evinde toplanan kurucu üyeler; zulme uğrayanların haklarını zalimlerden alıncaya kadar mücadele edeceklerine, Mekke halkından ve Mekke’ye dışarıdan gelen kimselerden haksızlığa uğrayanların yanında yer alacaklarına ve zalimden hakkını alıncaya kadar mazlumu destekleyeceklerine dair karar aldılar. Yirmi yaşında iken bu antlaşmanın imzalanmasına iştirak eden Hz. Muhammed (s.a.s.), sonraları bu olaydan övgüyle bahsetmiş ve şunları söylemiştir: “Ben, Abdullah b. Cüd’an’ın evinde bir antlaşma yapılırken bulundum ki, bu antlaşmayı güzel ve kızıl develere değişmem. İslâm’da böyle bir antlaşmaya çağrılsam derhal kabul ederim”.
3- Hz. Hatice İle Evliliği Hatice, Kureyş’in Esedoğulları kolundan Huveylid b. Esed’in kızıdır. Hz. Muhammed (s.a.s.)’le evlenmeden önce başından iki evlilik geçmişti. Önce Ebû Hâle ile, onun ölümü üzerine Atîk b. Âbid ile evlenmişti. Hz. Hatice’nin her iki evlilikten de çocukları dünyaya gelmişti. İkinci kocasının da ölmesi üzerine kendini çocuklarına ve işine vermişti. Diğer zengin Kureyşliler gibi kendi adına Suriye ve Yemen’e ticaret kervanları gönderiyordu. Akıllı, zeki, namuslu, zengin ve güzel olduğu için Kureyş’in ileri gelenleri kendisiyle evlenmek istiyorlar, fakat o, bütün teklifleri reddediyordu.
Her ikisi de Mekkeli olduğu için Hatice ile Hz. Muhammed (s.a.s.)’in birbirlerini tanıdıkları muhakkaktır. Ancak evlenmeden kısa bir müddet önce, birbirlerini daha yakından tanımaya vesile olan önemli bir fırsat doğdu. Bu da Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Hatice’nin ticaret kervanını ücret karşılığında Suriye’ye götürmesidir. Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Suriye seyahatinden önce de Hatice adına Meysere’nin eşliğinde Hicaz-Yemen kervan yolu üzerinde kurulan Hubâşe Panayırı’na ticaret maksadıyla gittiği kaynaklarımızda nakledilmektedir
Hatice bundan sonra Hz. Muhammed (s.a.s.)’e evlilik teklifinde bulundu. Bu evliliğe Hz. Hatice’nin arkadaşlarından Nefîse bint Ümeyye’nin aracılık ettiği de söylenmektedir. Muhammed de kendisine yapılan bu teklifi amcalarıyla istişâre etti. Sonunda kabul etti; nikah ve düğün için bir gün kararlaştırıldı. Hz. Muhammed (s.a.s.), amcası Ebû Tâlib ve Hamza ile birlikte Hatice’nin evine gitti. Kureyş’in ileri gelenleri de merasimde hazır bulundular. Hatice, babası Huveylid Ficâr savaşlarından önce öldüğü için, amcası Amr b. Esed’e haber gönderdi.
Hz. Muhammed (s.a.s.) Hatice ile evlendiği sırada yirmi beş yaşında bulunuyordu. Hatice’nin ise kırk, kırk altı ve yirmi sekiz yaşında olduğuna dair rivayetler de mevcuttur. Genellikle kırk yaşında olduğu kabul edilmektedir. Bununla birlikte, yirmi sekiz yaşında olduğunu ileri sürenlerin görüşü, biyolojik gerçekler çerçevesinde kuvvet kazanmaktadır.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in Hatice’den ikisi erkek, dördü kız olmak üzere altı çocuğu dünyaya geldi. Erkek çocuklarının adları : Kâsım ve Abdullah Kızlarının adları : Zeyneb, Rukıye, Ümmü Gülsüm ve Fâtıma
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in kızlarından Rukıye, Zeynep ve Ümmü Gülsüm, babalarının sağlığında çeşitli aralıklarla, Fâtıma ise babasından altı ay sonra vefat etmiştir.
Araplarda ilk doğan çocuğa nispetle künye alma ve bu künye ile anılma adet olduğundan, Hz. Muhammed (s.a.s.) de Hatice’den olma ilk oğlu Kâsım’a nisbetle Ebü’l-Kâsım künyesini almıştır.
4- Kâbe Hakemliği
Hz. Muhammed (s.a.s.), otuz beş yaşında iken, yenilenen Kâbe’nin duvarına Hacerülesved’i yerine yerleştirme işinde Kureyş kabilelerine hakemlik yaptı.
Abdüddâroğulları ve Adiyoğulları, bu şerefi başkasına bırakmayacaklarına dair yemin ettiler. Ortaya çıkan anlaşmazlık neredeyse savaşa dönüşecekti.
a- Yetim ve Fakir Olarak Büyümesi
Hz. Muhammed (s.a.s.) yetim olarak büyüdü. Daha önce de belirtildiği gibi, doğmadan önce babası, altı yaşında iken annesi, sekiz yaşında iken de dedesi ölmüştü. Bundan sonra, amcasının yanında hayatını sürdürmüştü. Belki de Cenâb-ı Hak, ileride peygamber olarak görevlendireceği Hz. Muhammed (s.a.s.) için bu tür yetişme tarzını uygun görmüştü. O, anne-baba ve dedesinin yönlendirmesinden uzak olarak yetişti. Çünkü anne ve baba, yetişme dönemindeki çocuğun kişiliğinin oluşmasında ve yönlendirilmesinde büyük paya sahiptir. Sonuç olarak, onun terbiyesini bizzat Cenâb-ı Hak üstlenmiştir, diyebiliriz. Nitekim Hz. Peygamber de bir hadisinde “Beni Rabbim terbiye etti ve en güzel şekilde terbiye etti” buyurmuştur.
b- Ümmî Oluşu
Güvenilir kaynaklar Hz. Muhammed (s.a.s.)’in okuma yazma bilmediği, yani “ümmî” olduğu konusunda ittifak ederler. Onun yetiştiği dönemde Mekke’de okul yoktu. Az sayıda kimse, buraya dışarıdan gelen okur-yazar kişilerden ve bu kişilerin okuttuğu kimselerden kendi gayretleriyle okumayazma öğrenmişlerse de Hz. Muhammed (s.a.s.) okuma-yazma öğrenmedi. Şüphesiz ileride kendisine verilecek peygamberlik görevi de ilahî hikmet gereği onun okur-yazar olmamasını gerekli kılıyordu.
c. Ticaretle Meşgul Oluşu
Hz. Muhammed (s.a.s.) kendisine peygamberlik gelmeden önce ticaretle meşgul oluyordu. Bu meslek ona pek çok vasıf kazandırmıştır. Cesaret, kendisini aldatmak isteyenlere, yağmacı ve soygunculara karşı uyanıklık, bu vasıflardan birkaçıdır.
d- Çobanlık Yapması
Hz. Muhammed (s.a.s.) çocukluğunda ve gençliğinde çobanlık da yapmıştır. Bunu gerek sütannesi Halime’nin yanında bulunduğu sırada ve gerekse daha sonraki dönemde Mekke ve çevresinde yaptığı bilinmektedir.
Ecyâd mevkiinde çobanlık yaptığını bildirmiştir. Söylediğine göre peygamberler içinde çobanlık yapmayan yoktur.[96] Mesela Hz. Musa da, Hz. Davud da çobanlık ettikleri sırada peygamber olmuşlardır. Ancak buradan, çobanlığın peygamberliğin bir şartı olduğu da anlaşılmamalıdır.
e- Toplum İçindeki Yeri ve Çevresi
Hz. Muhammed (s.a.s.), Mekke ve Taif’in bilhassa zenginlikleriyle ünlü ileri gelenlerinden birisi değildi. Bu, kendisine vahiy geldikten sonra, Kur’ân-ı Kerîm’in ifadesiyle, muhaliflerinin onun hakkında söyledikleri sözlerden anlaşılmaktadır: “Bu Kur’an, iki şehrin (Mekke ve Taif) birinden büyük bir adama indirilmeli değil miydi? dediler”[98] Onlara göre peygamberlik Mekke zenginlerinden Velîd b. Muğîre veya Taifli Urve b. Mes’ud’a gelmeliydi.
Hz. Muhammed (s.a.s.)’in peygamberlikten önceki arkadaşları ve dostları ahlâkı düzgün, hatırı sayılır kimselerdi. Bunların en tanınmışı: Ebû Bekir, Hatice’nin yeğeni olan Hakîm b. Hizâm Ezd kabilesine mensup tabip ve şair Dımâd b. Sa’lebe ve Mahzûm kabilesinden Kays b. Sâib de onun dostlarındandı.
f- Güvenilir Oluşu
Hz. Muhammed (s.a.s.), insana esas değeri kazandıran ahlakî meziyetleriyle ünlüydü. Bu meziyetlerinin başında güvenilir (emîn) olması gelmektedir. Güvenilirlik (emanet), esasında bütün peygamberlerin ortak vasfıdır. Son peygamber Hz. Muhammed (s.a.s.) de tüm hayatında bu vasfı taşımıştır. Vefâlı, sözünde duran, mert, doğru sözlü ve güvenilir olduğu için halk arasında “Muhammedüni’l-Emîn” lakabıyla şöhret bulmuştur. Hatta O yirmi beş yaşlarındayken Mekke’de sadece “el-Emîn” diye anılıyordu. Nitekim Hatice onun güvenilir olduğunu bildiğinden ticaret malını kendisine rahatlıkla teslim etmiştir. O dönemde nakit ve menkul eşyaların muhafazası için herhangi bir kurum mevcut olmadığından, Kureyş’ten bazı kimselerin ona kıymetli eşyalarını emanet olarak bıraktıkları bilinmektedir. Hz. Muhammed (s.a.s.) bu emanetlere asla ihanet etmez ve sağlam bir şekilde sahiplerine iade ederdi. En zor anlarında ve güç durumda kaldığı zamanlarda bile bu emanetlere hıyanet etmemiştir. O kendisine emanet edilen şey hususunda güvenilir olduğu gibi sözünde ve işinde de güvenilir idi. Asla vefasızlık yapmazdı.
g- Ahlâkı
Hz. Muhammed (s.a.s.), zeki, sakin, kendinden emin, ölçülü ve dengeli tutuma sahip, sözü dinlenir, herkes tarafından sevilen ve takdir edilen, doğruluğundan ve samimiyetinden şüphe edilmeyen bir karaktere sahipti. Meslektaşlarının saygısını kazanmış bir tacirdi. Hakbilir idi. Onunla peygamberlik öncesinde ticarî ilişkilerde bulunanlar, çok iyi bir arkadaş olduğunu, hak hususunda hatır-gönül tanımadığını, zerre kadar riyakarlık yapmadığını söylemişlerdir. Yalan söylemezdi. Dost-düşman herkes onun yalan söylemediğini itiraf ederdi. Akrabalarının hakkını gözetir, ailesiyle ilgilenir, geçimini helal yoldan kazanır, yetimleri korur, muhtaçlara, zayıf ve güçsüzlere yardımda bulunur, misafire ikram eder, herkesle iyi geçinirdi.
h- Dinî Hayatı
Hz. Muhammed (s.a.s.), kendisine vahiy gelmeden önce Arap Yarımadası’nda ve buranın sınırlarında yaygın olan Yahudilik, Hristiyanlık ve Mecusilik gibi dinlerden hiç birine girmedi. Bu dinlerin mensuplarının söylediklerine de yakınlık duymadı. Putlara tapan Mekkeli müşrikler arasında büyümesine ve yaşamasına rağmen putperestliğe de ilgi duymadı; putlara inanmadı, tapmadı, secde etmedi. Müşrik âdetlerinden hiçbirine meyletmedi. Arapların takip ettiği yolun yanlış, taptıkları putların ve bu putların gözüne girmek için yaptıkları işlerin boş olduğunu anlamıştı.
Hz. Muhammed (s.a.s.) Allah’ın varlığına, birliğine ve ahiret hayatına inanıyordu.

DHBT Sınavı
22.09.2024
0
Gün
0
Saat
0
Dakika
0
Saniye