11- İmamlık ve imamet

admin
Şubat 14, 2016

İmamlık ve imamet

Fıkıh literatüründe imamlık hem devlet başkanlığı hem de namaz kıldırma anlamına gelmektedir. Devlet başkanlığına imameti Kübra , namaz kıldırana ise imameti süğra denir. İlmihal dilinde imamet namaz imamlığını ifade eder.

İmamlık ve imamet in Şartları

Baliğ, akıllı, Müslüman ve erkek olması şarttır. Kadınlar, erkeklere imam olamazlar aynı zamanda kadınlar cemaatle namaz kılacasada aralarında imam olabilirler. Cenaze namazında sadece kadınlar bulunuyorsa bu halde aralarında cenaze namazı kılabilirler.

İmamlık yapabilmek için namaz sahih olacak kadar Kuran-ı ezbere okuyabilmek (kıraat) şarttır. Özürlü olan kimse özürsüze imam olamayacağı gibi, necasetten taharet şartını veya setr-i avret şartını yerine getirmemiş kimse de bu şartları yerine getiren bir kimseye imamlık yapamaz.

İmamlığa ehil olma sıralaması ;

Bir evde cemaat yapılacaksa evin sahibi yada onun izin verdiği kişi imam olur. Bunun dışında şöyle sıralayabiliriz; namaz hükümlerini en iyi bilip Kuran-ı daha güzel okuyan, daha muttaki olan, yaşça büyük olan, ahlakça daha üstün olan, daha yakışıklı olan, sesi güzel olan, elbisesi daha temiz olan, insanlar arasında itibarı fazla olan.

Cahil kişinin, gösterişçinin ve ilim sahibi bile olsa fâsık yani büyük günah işleyen veya küçük günahta ısrar eden kişinin imam olması mekruhtur.

Daha üstün bir kimse bulunduğu takdirde gözü kör olanında imamlılığı mekruhtur.

İmama uymanın geçerlilik şartları

İmama uymaya iktida, imama uyan kimseye muktedi denir. Muktedi namaza dururken hem namaza hem de imama uymaya niyet etmelidir. Muktedi imamdan geri olmalıdır.

Kılınan namaz nevi itibariyle imam muktediden aşağı olmamalıdır. Nafile namaz kılan muktedi, farz namaz kılmakta olan imama uyabilir, fakat farz namazı kılan muktedi, nafile namaz kılan imama uyamaz. Hanefilere ve Malikilere göre böyledir. Şafii ve Hanbelilere göre farz kılan kişi nafile kılana uyabilir. Şafiilere göre bir vaktin farzını kılmış olan kişi, yeniden başlarına aynı vakit için imamlık yapabilir, kendi kıldığı nafile olur.

İmam ve muktedi aynı namazı kılıyor olmalıdırlar, yani bir kimse, imama öğle namazının son rek’atında uysa ve imam selam verdikten sonra geri kalan üç rek’atı tamamlarken, bu durumdan habersiz birisi gelir kendi başına farz kıldığını zannederek ona uysa namaz sahih olmaz.

İmam ile muktedi arasında kadın safı bulunursa iktida sahih olmaz.

İmam ile muktedi arasındaki mesafenin makul uzaklıkta olması gerekir. Mesela aralarında bir ırmak veya yol bulunması gibi aşırı uzaklıkta iktida sahih olmaz. Nafile namazlarda da cemaat yapılırsa da birisi binek üzerinde diğeri yerde olursa buda iktida olmaz, aynı binekte olmaları gerekmektedir.

İmamın intikal tekbirlerini duymaya engel olacak bir perde, duvar bulunmamalıdır.

Bir kimse başka mezhepten birine uyabilir. Mesela Şafii bir imamın elinin kanadığını gören, daha sonra onun gidip abdest tazelemediğini de yakinen bilen Hanefi birisinin o imama uyması sahih olmaz. Maliki ve Hanbeli mezheplerine göre imamın namazı kendi mezheplerine göre sahih ise cemaatinin mezheplerine uymasa bile namaz sahihtir.

İmâ ile namaz kılan kişiye kendi durumunda olanlar uyabilirler.

Mukim ile seferinin cemaatle namaz kılmalarında mukim imam olması daha uygundur. Seferi imam olacaksa seferi olduğunu belirtmek zorunluluğu olmamakla birlikte söylemesi iyidir.

Cemaatle namaza ilişkin bazı meseleler;

Cemaatle namaz kılarken imamın namazı bozulması durumunda tüm herkesin namazı bozulmuş olur.

Muktedinin, namazdaki fiilleri yaparken imama uygun davranmak zorundadır. Rükû ve secdeye önce gidemez aynı şekilde kalkamazda, kıraatı sadece imam yapar. İmam rükûdan veya secdeden kalkınca muktedi isterse üç kere “Sübhane rabbiyel azim” diyemese bile kalkmalıdır.

Birinci oturuşta muktedi tahiyyatı bitirmeden imam 3. rek’ata kalksa muktedi ister tahiyyatı tamamlar ister imama uyarak kalkar. Tahiyyatı okumak vacip olduğu gibi imama uygun davranmakta vaciptir. Muktedi bu iki vacipten hangisini isterse onu yapabilir. uygun olanı imama göre hareket etmesidir.

Son oturuşta muktedi tahiyyatı bitirmeden imam selam verirse, muktedi tahiyyatı tamamlar sonra selam verir.

İmam bayram tekbirlerini, birinci oturuşu, tilavet ve sehiv secdesini ve kunut duasını okumayı terk ederse ona uyanlarda devam eder.

Namaz aslında bulunmayan bir hususta muktedi imama uymaz, mesela imam namazda fazladan bir secde daha yapsa veya son oturuşu yaptıktan sonra selam verecek yerde sehven kalksa bu durumlarda muktedi ona mütebaat etmez, imamı uyarmak üzere “sübhanAllah” der.

Eğer imam son oturuştan sonra sehven yaptığı kıyamı, secdeye varmadan önce fark edip hemen oturursa, birlikte selam verir ve sehiv secdesi yaparlar. İmam son oturuşta selam vererek yerde yanlışlıkla kalktığını fark etmeyip, kalktığı bu rek’atı secde ile tamamlayacak olursa muktedi artık imamı beklemeyerek selam verir.

Eğer imam son oturuşu unutarak fazla bir rek’ata kalkarsa, muktedi bir müddet bekler ve “sübhanallah” diyerek imamı uyarmaya çalışır ve imam durumu farkedip hemen oturursa beraber selam verir ve sehiv secdesini yapar, bu durumda muktedi kendisi selam veremez, verirse farziyet gider yani namaz bozulur.

İmam son oturuşu farketmeyip kalkarsa ve bunu secde ile tamamlarsa farzı terkettiğinden dolayı herkesin namazı bozulur.

Muktedi son oturuşta, tahiyyatı okuduktan sonra, imamın selamını beklemeden selam verebilir, fakat bu davranış vacibi terk ettiği için mekruhtur.

İmama uyanın halleri

Namazı yalnız kılana münferit, imama uyarak kılana muktedi denir. İmama uyan kişi için üç ayrı durum vardır bunlar ;

1) Müdrik : İmama 1. rek’atın rükusunda yetişene denir.

2) Lâhik : İmamla beraber namaza başlamasına rağmen başına gelen bir durum sebebiyle namaza ara vermek durumunda kalan ve bu sebeple imamla namazını tamamlayamayan kimseye denir. Lâhik, imamın arkasında namaz kılıyor hükmündedir.

İmamla birlikte namaza başladığı halde abdestin bozulması gibi mazeretler sebebiyle namaza ara vermek durumunda kalan kimse, namaza ara vermesini gerektiren durum ortadan kalktıktan sonra konuşmadan, dünya işleriyle meşgul olmadan ve şayet abdesti bozulmuş ise en kısa yoldan abdestini alır ve bıraktığı yerden namazına devam eder. İmam namazı bitirmiş ise bu kişi sanki imamın arkasındaymış gibi namazını tamamlar, yani kıraat etmez imamın okuyacağı süre kadar bekler. Sadece rükû ve secdedeki tesbihleri ve de oturuştaki dua ve salavatları okur. Sehiv secdesi gerektirecek bişi yapsa, imama uyan kendi hatasından ötürü sehiv secdesi yapmadığı için bu kişide sehiv secdesi yapmaz. İmam sehiv secdesi yapacak olsa, lahik olan kişi, imamla kılamadığı kısımları telafi etmeden imama uymuş ise, bu secdeleri yapmaz ve hemen ayağa kalkarak namazını tamamlayıp, imamla birlikte yapamadığı sehiv secdesini yapar. Seferi imama uyan mukim bir kimsede kendisinin tamamladığı kısımlarda lahik gibidir.

Lahik mümkün olursa, önce kaçırdığı rek’atları veya rükûnları kaza eder, sonra imama tabii olarak selam verir.

Bir kimse imama birinci rek’ata yetişemezse, yetişemediği rek’atlar bakımından mesbuk, yetiştiği rek’atlarda bir ârız durumuyla da lahik konumuna düşebilir. Yani bir kişi hem mesbuk hem de lâhik olabilir.

Not : Cemaat sevabından mahrum kalmamak için lâhikin hükümlerini yerine getirmekle birlikte, bu ayrıntılar zor olduğu için bu durumlarda olanlar namazlarını yeniden kılması daha uygun görülmüştür.

3) Mesbuk : İmama namazın başında değil, birinci rek’atın rükusundan sonra uyan kimseye denir. Namazın dördüncü rek’atının rükusundan sonra imama uyan kimse bütün rek’atları kaçırmış olur.

Mesbukun hükmü, imamla birlikte kılamadığı kısımları tek başına kılıyormuş gibi kılar. Bu durumda kıraatı terk ederse namazı bozulur. Sübhaneke duasını okuma yeri ; eğer kılınan namaz gizli okunan namaz ise iftitah tekbirinden sonradır. Sesli namaz ise kendi kılacağı rek’atta okur, imam-ı dinlemesi daha uygundur.

Mesbuk ile ilgili örnekler ;

Sabah namazının ikinci rek’atına yetişen mesbuk, tekbir alır ve imamı dinler, imamla son oturuşta sadece tahiyyatı okur ve imam selam verince kalkar.

Akşam namazının ikinci rek’atında imama uyan kimse, birinci rek’at için sabah namazı gibi uygular. Son rek’atında da uyan kimse, Sübhanekeyi okur, imamla beraber teşehhütte bulunup ayağa kalkar, rükû ve secdeden sonra yine oturur, sadece tahiyyatı okuyup kalkar, yine rükû ve secdeden sonra oturur selam ile namazdan çıkar. Bununla birlikte mesbuk yanılarak ikinci rek’atın sonunda oturmazsa kendisine sehiv secdesi gerekmez, çünkü bu rek’at bir yönüyle birinci rek’at sayılmaktadır.

Teşehhüt miktarı oturduktan sonra imam daha selam vermeden önce mesbukun ayağa kalkması mekruh görülmüştür, ancak abdest veya vakit sıkışıklığından dolayı imam selam vermeden önce ayağa kalkabilir.

İmam selam vermeden önce tahiyyatı bitirmiş olan mesbuk, isterse kelime-i şahadeti tekrarlar, başka bir görüşe göre susar. En doğrusu tahiyyatı yavaş okumaktır.

İmam dördüncü rek’atta oturup yanlışlıkla beşinci rek’ata kalksa mesbukun namazı bu kıyam ile fasit olur. Fakat dördüncü rek’atta oturmadan beşinci rek’ata kalkış ise, secdeye varmadıkça mesbukun namazı bozulmaz.

DHBT Sınavı
22.09.2024
0
Gün
0
Saat
0
Dakika
0
Saniye