İslâm Öncesi Arabistan ve Araplarda Dinî, Sosyo-Kültürel Hayat

admin
Aralık 8, 2019

Arap yarımadası İslâm tarihi açısından olduğu gibi dünya tarihi açısından da yeryüzünün en önemli bölgelerinden biridir. Âlemlere rahmet olarak gönderilen son peygamber Hz. Muhammed (s. a. v.) Arap yarımadasının batısındaki Hicaz bölgesinde yer alan Mekke’de doğdu. Çocukluğu ve gençliğini burada geçirdi. Kırk yaşında kendisine peygamberlik verildi ve elli üç yaşında hicret edinceye kadar Mekke’de yaşadı. Ömrünün son on yılını yine Hicaz bölgesinin diğer bir önemli şehri olan Medine’de geçirdi ve burada vefat etti. Bu süreçte Hz. Muhammed’e 610 yılında ilk vahyin gelişi ile Mekke’de doğan İslâm dini Medine’ye ve ardından Arap yarımadasının tümüne yayıldı. Bu bakımdan Hz. Peygamber’in hayatına geçmeden önce onun doğup büyüdüğü yer ve İslâm’ın beşiği olan Mekke’nin ve daha genelde Arap yarımadasının İslâm öncesi tarihini, dinî ve sosyo-kültürel durumunu kısaca ele almak faydalı olacaktır. Böylece Câhiliye adı verilen İslâm öncesi dönem Arap toplumunda İslâm’ın ve Hz. Peygamber’in gerçekleştirdiği değişim ve dönüşümün değeri daha iyi anlaşılabilecektir.

Arap Yarımadası Asya, Afrika ve Avrupa kıtalarının kesişme noktasında yer aldığı için büyük bir coğrafi öneme sahiptir. Doğuda Basra Körfezi (İran Körfezi) ve Uman Denizi, Güneyde Arap denizi ve Aden Körfezi, Batıda Kızıldeniz ve Akabe Körfezi ile çevrilidir.

Arap Yarımadası’nın batı kesiminde Kızıldeniz kıyısında genişliği yer yer 80-100 km.yi bulan dar bir kıyı ovası olan Tihâme yer alır. Tihâme’nin doğusunda Hicaz bölgesi bulunur. Bununla birlikte genellikle Tihâme Hicaz’a dahil edilir. Mekke, Medine ve Tâif Hicaz’ın en önemli şehirleridir. Hicaz’ın doğusunda ve Arap yarımadasının ortasında Necid platosu yer alır. Necid’in güneydoğu kesiminde Yemâme bulunur. Yemâme ile birlikte Bahreyn’e el-Arûd adı verilir. Hicaz’ın ve Arap yarımadasının batı kesiminin güneyinde Yemen vardır. Yemen bölgesinin kuzey kısmında Necran, orta kısmında San’a ve güneyinde Taiz yaylaları meşhurdur. İslâm’ın doğuşuna yakın tarihlerde Arabistan’daki meşhur şehirler şunlardı: Mekke, Tâif, Yesrib (Medine), Yenbû, Cüreş, San’a, Hicr, Hayber, Suhâr, Debâ, Dûmetülcendel, Fedek, Teymâ, Vadilkura ve Maknâ’.

Arabistan’ın Siyasi Tarihi

En eski yerleşim yerlerinin başında gelen Arap Yarımadası’nın güney ve kuzeyinde İslâm öncesi dönemde çeşitli devletler kurulmuştur. Orta Arabistan’daki Hicaz bölgesinde ise İslâm dönemine kadar herhangi bir devletin kurulmadığı, bölgede insanların çeşitli kabileler halinde yerleşik veya göçebe olarak yaşadığı bilinmektedir.

Güney Arabistan’da Kurulan Devletler

Güney Arabistan’da Maînliler, Sebeliler ve Himyerîler hüküm sürmüş,ardından bölgeye Habeşliler ve Sâsânîler hakim olmuştur.

Maînliler

M. Ö. 1400-650 yılları arasında Yemen’de hüküm süren Maîn krallığının merkezi San‘a’nın doğusunda harabeleri bulunan Maîn şehri idi. Daha ziyade ticarete önem veren Maînliler Arabistan ürünleriyle Hindistan ve Çin’den gelen ticaret mallarını Suriye, Filistin ve Mısır’a satarak büyük gelir elde ederlerdi.

Sebeliler

Güney Arabistan’da kurulan devletlerin ikincisi Maîn Devleti’nin yıkılmasından sonra tarih sahnesine çıktığı tahmin edilen Sebe Devleti’dir. Merkezi Me’rib şehri olan Sebeliler ticaretin yanında tarıma önem vermiş ve bu amaçla bazı su bendleri inşa etmişlerdir.

Himyerîler

Sebeliler’den sonra Güney Arabistan’da hüküm süren Himyerîler, Araplar’ın Kahtânîler koluna mensuptur. Maînliler ve Sebeliler’in aksine savaşçı bir politika izleyen Himyerîler sınırlarını m. s. III. Yüzyılın sonlarına doğru Hadramut ve Orta Arabistan’a kadar genişlettiler. Askeri bakımdan Arabistan’ın en güçlü devleti haline gelen Himyerîler Habeşliler ve Kanİranlılarla da mücadele ettiler. Arabistan’da Hıristiyanlıkla Yahudiliğin rekabet ettiği IV. yüzyılda Himyerîler yahudileri desteklerken Habeşliler ve Bizanslılar hıristiyanları desteklemekteydi. Yahudiliği kabul eden son Himyerî hükümdarı Zû Nüvâs, h ıristiyanları da yahudiliği kabul etmeye zorladı ve kabul etmeyen birçok Necran’lı hıristiyanı “uhdûd” adı verilen ateş çukurlarında diri diri yaktı. Kur’ân-ı Kerim’de bu acı olaya işaret edilmekte ve bunu yapanlar şiddetle kınanmaktadır (Burûc 85/4-9).

Kuzey Arabistan’da Kurulan Devletler

Kuzey Arabistan’da İslâm’dan önce Nabatîler, Tedmürlüler, Gassânîler,Hireliler (Lahmîler) ve Kindeliler devlet kurmuşlardır.

Nabatîler

Nabatî krallığı muhtemelen m. ö. IV. yüzyılın sonlarında kurulmuş, Filistin’in güneyinde Akabe körfezi ile Lût gölü arasında hüküm sürmüştür. Devletin merkezi Petra şehriydi.

Tedmürlüler

Kuzey Arabistan devletlerinin ikincisi Tedmür Krallığı’dır (Palmirliler). Tedmür şehri Suriye çölünün ortasındaki bir vahada, Humus’un 145 km. doğusunda, Şam’ın 260 km. kuzeydoğusunda yer alır. Palmyra adıyla da anılır. II. ve III. Yüzyıllarda en parlak dönemini yaşayan Tedmürlüler günümüze kitâbeleriyle birlikte harabeleri de ulaşan birçok görkemli yapı inşa etmişlerdir. Başkent Tedmür uluslararası ticaretin önemli duraklarından biriydi.

Gassânîler

Gassânîler, Arapların Kahtânîler koluna mensup olup III. Yüzyılda Yemen’den Suriye bölgesine göç ettiler ve burada Cefne b. Amr liderliğinde devlet kurdular. Bizans İmparatorluğu’nun etkisiyle Hıristiyanlığı kabul ettiler.

Hireliler (Lahmîler)

Kuzey Arabistan’da kurulan diğer bir devlet Hireliler veya Lahmîler adıyla bilinmektedir. Kahtânîler’in bir kolu olup Me’rib seddinin yıkılmasından sonra güneyden kuzeye göç eden ve Irak’a yerleşen Lahmîler tarafından III. Yüzyıl ortalarında Hire’de kurulmuştur.

Kindeliler

Kuzey ve Orta Arabistan’da hüküm süren Kindeliler’in genellikle Kahtânîler’den oldukları kabul edilmektedir. Kindeliler III. Yüzyıldan itibaren güneyden kuzeye doğru ilerleyerek Orta Arabistan’a Necid bölgesine geçmişler, ardından Mezopotamya, Filistin ve Suriye’yi içine alan geniş bir alana dağılmışlardır.

Hicaz Bölgesi ve Mekke

Tarihin ilk dönemlerinden itibaren Hicaz, Suriye bölgesi ile Yemen’i birbirine bağlayan ana ticaret yolunun üzerinde idi. Yemen’den başlayıp Akabe körfezine ulaşan ticaret yolu Mekke ve Medine’den (Yesrib) geçerek Akabe körfezinden Akdeniz limanlarına bağlanmaktaydı. Hicaz’ ın en önemli şehirleri Mekke, Medine ve Tâif’ti.

Mekke

Arabistan’ın İslâm tarihi bakımından en önemli bölgesi Hicaz olduğu gibi bu bölgenin en önemli şehri de Mekke’dir. Mekke’nin bilinen tarihi Hz. İbrahim (a.s.) dönemine kadar inmekte, daha önceki tarihi hakkında fazla bilgi bulunmamaktadır.

Hz. İbrahim ve Kâbe’nin İnşâsı

Yeryüzünde Allah’a kulluk maksadıyla yapılmış ilk mâbed olan Kâbe, inşâ edildiğinden günümüze kadar Kur’ân-ı Kerîm’de de ifade edildiği gibi Allah’ın evi (Beytullah) olarak bilinen en kutsal ve en güvenilir mekândır. Aynı şekilde Kâbe’nin bulunduğu Mekke ve çevresi de Hz. İbrahim’in duâsında dilediği üzere Yüce Allah tarafından, insanların manevî olarak temizlenip arındığı her türlü tecavüzden korunmuş kutsal ve güvenli bir yer (harem) olarak ilân edilmiştir.

Başlangıçta Hz. İsmail tarafından yürütülen Mekke ve Kâbe’nin idaresi ondan bir nesil sonra Cürhümlüler’in eline geçti. Önceleri Hz. İsmail’in tebliğ ettiği dini benimsemiş olan Cürhümlüler zamanla sapıklığa düştüler; Kâbe’ye saygı göstermediler, gizli açık her türlü ahlâksızlığı yapmaya başladılar. Kâbe’ye takdim edilen hediyelere el koydukları gibi hac maksadıyla şehre gelenlere de kötü davranmaya başladılar.

Huzâalıların Mekke Hakimiyeti ve Amr b. Luhay

Cürhümlüler’in Mekke hakimiyeti sırasında Güney Arabistan’daki sel felâketi (seylü’l-arim) yüzünden kuzeye göç ederek Mekke civarına gelen Huzâa kabilesi, Amr b. Luhay liderliğinde Cürhümlüler’le yaptıkları savaşta onları mağlup ederek şehirden çıkardı. Cürhümlüler Hacerülesved’i yerinden söküp bir yere gömdükten ve Zemzem Kuyusu’nu kapatıp yerini belirsiz hale getirdikten sonra tekrar ilk yurtları Yemen tarafına gittiler.

Kureyş ‘in Mekke Hakimiyeti ve Kâbe Hizmetleri

Huzaâlılar’dan sonra Mekke idaresi ve Kâbe hizmetleri Kureyş kabilesinin eline geçti. Hz. İsmail’in torunlarından Adnân’ın soyundan gelen Kureyş kabilesi, uzun süre Benî Kinâne’den olan akrabalarıyla birlikte dağınık gruplar halinde Mekke dışındaki çadırlarda yaşadı. . Kusay liderliğindeki Kureyş kabilesi, Kinâne ve Kudâa kabilelerinin de yardımıyla, Mekke hâkimiyetini elinde bulunduran Benî Huzâa ile mücadele etti ve sonunda Mekke hâkimiyeti Kâbe ile ilgili hizmetlerle birlikte Kusay’ın şahsında Kureyş kabilesine intikal etti.

  • Dârünnedve: İlk defa Kusay tarafından yaptırılan ve kapısı da Kâbeye doğru açılan Dârünnedve, Kureyş kabilesinin önemli meseleleri görüşüp karara bağladığı toplantı yeriydi.
  • Kıyâde: Sözlükte “reislik, önderlik ve kumandanlık” gibi anlamlara gelen kıyâde kelimesi Câhiliye devrinde Mekke’de ordu kumandanlığını ve kafile başkanlığını ifade etmek için kullanılmaktadır.
  • Livâ: Bu görevi yürüten kimse Kabileye ait sancağın muhafazasından sorumluydu.
  • Hicâbe ( veya Sidâne): Hicâbenin sözlük anlamı “örtmek, birinin bir yere girmesine engel olmak”tır. Bu görevi üstlenen kişi temelde Kâbe’nin bakımı, kapısının ve anahtarlarının muhafazasından sorumlu idi. Hâcib adı verilen görevli, Kâbe’nin anahtarlarını elinde bulundurur ve belirli zamanlarda ziyaretçilere açar, ondan izinsiz kimse Kâbe’ye giremezdi.
  • Sikâye: Kâbe’yi ziyarete gelen hacılara su temini görevi demektir.
  • Rifâde: Hacıları ağırlama ve yiyecek ihtiyaçlarının karşılanması görevini ifade eden rifâde de temel hizmet ve görevlerin başında gelmekteydi.

Kan Yalayanlar ve Koku Sürünenler

Milâdî 480 yılı civarında öldüğü tahmin edilen Kusay’dan sonra Mekke ve Kâbe ile ilgili hizmetler büyük oğlu Abdüddâr’a intikal etti. Ancak daha sonra Abdümenâfoğulları Abdüşems, Hâşim, Muttalib ve Nevfel sayıca ve itibar bakımından daha üstün olduklarını, dolayısıyla bu görevlerin artık kendilerine verilmesi gerektiğini ileri sürdüler. Görevlerin taksimi konusunda çıkan anlaşmazlık sonucu Kureyşliler üç guruba ayrıldı. Aynı görüşte olan kabileler, kendi aralarında birbirlerini sonuna kadar desteklemek ve yalnız bırakmamak üzere yemin ettiler. Abdümenâfoğulları’nın oluşturduğu topluluğun üyeleri, bir kaba konulmuş güzel kokulu bir sıvıya ellerini batırarak Kâbe duvarına sürdüler; bundan dolayı onlara “mutayyebîn” (güzel kokulular), yaptıkları ittifak ve yemine de “Hilfü’l-mutayyebîn” denildi. Abdüddâroğulları ve müttefikleri de birlikte hareket edeceklerine dair ant içmişlerdi. Bundan dolayı kendilerine “ahlâf” (yeminliler), yaptıkları ittifaka da “Hilfü’l-ahlâf” denilmiştir. Ayrıca bunlara, kestikleri bir hayvanın kanını bir kaba koyarak ellerini batırıp yalamak suretiyle yemin ettiklerinden dolayı “leakatü’d-dem” (kan yalayıcıları), yaptıkları ittifak ve yemine de “Hilfü leakati’d-dem” adı verilmiştir.

Araplarda Dini ve Sosyo-Kültürel Hayat

Dini Hayat

Arabistan yarımadasının genelinde putperestlik (şirk) hâkimdi. Yarımadanın çeşitli bölgelerinde put evleri denilebilecek tapınaklar inşâ edilmişti. Bunlara genellikle beyt, kübik olanlarına da kâbe denilmekteydi. Putperestlik ve çok tanrıcılığın yaygın olduğu Câhiliyye döneminde kabilelerin kendilerine mahsus putları vardı. Mekke’deki Kâbe’ye ve Lât, Menât, Uzzâ ve Zülhalasa gibi putların bulunduğu diğer tapınaklara yapılan bu ziyaretler birer bayram görünümündeydi. Mekke’de sayıları az olmakla birlikte Hz. İbrahim’den gelen tevhid inancına sahip Hanîfler de bulunuyordu. Bunlar putperestliği reddettikleri gibi dönemin iki önemli dini olan Yahudilik ve Hıristiyanlığı da benimsemeyen tevhîd inancına bağlı kimselerdi. Araplar arasında Allah ile akraba olduklarına inandıkları cinlere, yıldızlara ve Allah’ ın kızları olarak kabul ettikleri meleklere tapanlar da bulunuyordu.

Câhiliye döneminde müşrik Arapların taptığı, Mekke’de ve Arabistan’ın diğer bölgelerindeki önemli putlardan bazıları şunlardır: Hübel, İsâf ve Nâile, Lât, Menât, Uzzâ.

Sosyo-Kültürel Hayat

Ekonomik Hayat

Coğrafî şartlar yüzünden tarıma elverişli olmayan Mekke’de ekonomik hayatın temelini ticaret oluşturmaktaydı. Mekke’de “sûk” (çoğulu esvâk) adı verilen çarşı ve pazar yerleri mevcuttu. Mekke çevresinde genellikle hac mevsimi ve haram aylar dikkate alınarak peşpeşe kurulan panayırların (esvâku’l-‘Arab),yarımada için olduğu gibi Mekke ticareti açısından da büyük önemi vardı.

Ukâz: Kureyş’in devamlı katıldığı ve Mekkelilerce desteklenen Ukâz panayırı Tâif-Nahle arasında Mekke’ye üç günlük mesafede Zilkâde ayının başında kurulur ve yirmi gün devam ederdi.

Mecenne: Mekke yakınlarındaki Merruzzahrân denilen yerde Ukâz panayırının ardından zilkâde ayının son on gününde kurulurdu.

Zülmecâz: Arafat’a bir fersah (yaklaşık 6 km.) mesafedeki Zülmecâz adlı yerde kurulan bu panayır, Zilhicce ayının ilk sekiz günü devam ederdi. Hacılar Mecenne panayırının ardından buraya gelip sekiz gece kaldıktan sonra tevriye günü (8 Zilhicce), Arafat’a gitmek üzere buradan ayrılırlardı.

Hubâşe: Hicaz-Yemen kervan yolu üzerinde receb ayının başında kurulan ve üç veya sekiz gün devam eden Hubâşe panayırı, bölgedeki Arap kabilelerinin katılımyıla sınırlı kaldığı için mahallî bir özellik taşıyan ikinci derecede bir fuardı.

Arap Kabileleri ve Kabile Yapısı

Arabistan’ın asıl sakinleri Araplar’dır. Genel olarak bakıldığında düzenli bir siyasî birliğin ve devletin söz konusu olmadığı Arap yarımadasında Araplar kabileler halinde yaşıyorlardı ve kabile hayatı sosyal yapının temelini oluşturmaktaydı. Kabile başkanlarına reis, şeyh veya seyyid denilmekte olup cesur, cömert ve birleştirici olmaları istenirdi. Kabile reisinin kabile için taşıdığı merkezî önemden dolayı savaşlarda kabile reisleri hedef alınırdı. Kabile reisinin öldürülmesi büyük bir felâket olacağından taraftarlarınca özel olarak korunurdu. Arap toplumunda göçebe veya yerleşik hayat hâkimdi. Çöl ve vahalarda (bâdiye) develeriyle birlikte konar göçer olarak çadırlarda yaşayanlara bedevî (ehlü’l-bâdiye, ehlü’l-veber), köy, kasaba ve şehirlerde kerpiçten yapılmış evlerde yerleşik hayat yaşayanlara hadarî (ehlü’l-meder) denilmekteydi. Kabile şairlerinin toplumda önemli yeri bulunmaktaydı. Kabile veya kabileler birliğinin sözcüsü olarak siyasi müzakerelere katılan heyetlerde şairin yeri ve vazifesi vardı.

Arap toplumu hürler, mevâlî ve kölelerden oluşmaktaydı. Hürler de eşrâf ve avam olmak üzere ikiye ayrılırdı. Arabistan’ın diğer bölgelerinde olduğu gibi Mekke’de de kölelik yaygındı. Köle ve cariyeler toplumun en alt sınıfı olup efendilerine itaatle yükümlü idiler. Genel olarak bakıldığında, Câhiliye denilen İslâm öncesi dönemde Arap toplumunda şirk, sosyal adaletsizlik ve ahlakî çöküntü hakimdi. İyilik, adalet, doğruluk, hukuk vb. kavramlar bilinmekte ve bu hususlara riayet eden insanlar da bulunmakla birlikte bu değerler toplumda etkin bir mahiyet taşımamaktaydı. Zengin ve güçlüler, fakir ve zayıflara haksızlık etmekten çekinmezdi. Kabileler arası savaşlar, kan davaları, içki, fuhuş, kumar, ribâ (faiz), yağmacılık ve çapulculuk almış yürümüştü. Şüphesiz benzer problemler Araplar’ın dışında dönemin diğer toplumları için de söz konusuydu. Bu sebeple İslâm kaynaklarında yahudi ve hıristiyanlar başta olmak üzere birçok insanın toplumu bu tür kötülüklerden kurtaracak bir peygamber beklentisi içinde olduğu belirtilmektedir.

DHBT Sınavı
22.09.2024
0
Gün
0
Saat
0
Dakika
0
Saniye